Faaliyetlerimiz Çalışmalarımız Tarım ve Gıda Bakanlığı - Kanun Taslağı Tasarısına İlişkin Odamızın Resmi Görüşü

Tarım ve Gıda Bakanlığı - Kanun Taslağı Tasarısına İlişkin Odamızın Resmi Görüşü

TARIM VE GIDA BAKANLIĞI - KANUN TASLAĞI TASARISINA İLİŞKİN ANKARA ODAMIZIN RESMİ GÖRÜŞÜ:

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞININ YENİDEN YAPILANMASIYLA İLGİLİ ANKARA BÖLGESİ VETERİNER HEKİMLER ODASININ GÖRÜŞLERİDİR.

Hükümetimiz Tarım ve Köyişleri Bakanlığını yeniden organize etmek için hazırladığı yasa tasarısını 31.12.2009 tarihinde Meclise sevk etti. Tasarıda Merkezde 7 Genel Müdürlük, 3 Daire Başkanlığı ve bir de Hukuk Müşavirliği bulunmaktadır. Tasarıda yıllardır aynı şekilde tarımın bir alt kolu olarak görülen hayvancılık yine bitkisel üretimle arasında bir fark yokmuşçasına ele alınmıştır. Bürokrasi kesimine hakim olan bu zihniyet ne yazık ki yine değişmemiştir. Halbuki hayvancılıkla bitkisel üretimin tek ilişkisi yemdir. Başka hiçbir ortak nokta bulamazsınız. O nedenle öncelikle bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır.
Bilindiği gibi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bozuk ve dağınık yapısı ile mevzuatını biraz da Avrupa Birliğinin baskısıyla yeniden organize etmek için çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalardan biri olan bu yasa tasarısı, nasıl ve kimler tarafından hazırlandığı bilinmeden ilgili meslek örgütlerinden hiç görüş alınmadan sessiz sakin bir şekilde yasalaşmak üzere Meclise gönderilmiştir. Yasa tasarısının son şeklini gördüğümüzde neden kimseden görüş alınmadığı anlaşılmıştır. Biz bu filmi daha önce de gördük ve hiç şaşırmadık.
Yeniden örgütlenme sosyal, ekonomik ve kültürel yapıyı geliştirmenin bir aracıdır. Hiç kuşkusuz başarının sırrı iyi bir örgütlenmeden geçmektedir. Örgütlenme modeli örgütteki her kişiye belirli bir görevin verilmesini gerektirir. Bir araya gelen insanların ortaklaşa çabaları, onların tek başlarına sağlayacakları sonuçların toplamından daha yüksek olmalıdır ki organizasyon başarılı olsun.
Ülkemizde Tarım ve Hayvancılığın ve dolayısıyla da insanın temel gereksinimi olan gıdanın üretimi, dağıtımı ve satışı ile ilgili olan örgütümüz olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı sosyal bir varlıktır. Her sosyal varlık gibi kurulmuş ve hizmet etmeye çalışmaktadır. Yeniden yapılanma, bu yetersizliği giderici ve varlığın devamında kilit rol oynayan etkili bir araçtır.
Örgütlerde reform ve reorganizasyon, onları oluşturan insanlar için yapılır. İnsanlarda bazı yetenek ve niteliklerin varolması gerekeceği gibi, onların arzu ve isteklerinin de gözden uzak tutulmaması gerekmektedir. Değişim ve gelişim karşısında, kurumların veya örgütlerin performanslarını devam ettirebilmeleri için gerek çalışanların eğitimi, gerekse iş yapma yöntemlerinin düzenlenmesi kuşkusuz gözden geçirilmelidir. Örgütler değişim ve gelişimleri adım adım izlemek ve gerekli uyum önlemlerini almak zorundadır. Aksi halde yapıları sağlamlığını, etkinliğini ve verimliliğini kaybedecektir. Yapılacak bu değişme ve gelişmelerde geç kalınması durumunda reorganizasyon ihtiyacı da o kadar artacaktır. Nitekim yapılmaya çalışılan olayı bu şekilde değerlendirmek gerekir. İsme takılıp kalmak bir çözüm sağlamaz.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte bize Osmanlı Devletinden miras kalan Sığır Vebası hastalığının yıllık zararı o zamanın rakamlarıyla 1.700.000 TL’dir. Bu miktarın Yüksek Ziraat Enstitüsünün inşasına ayrılan yıllık bütçenin 3.5 katı olduğu göz önüne alınırsa hayvancılığın ekonomiye katkısı da bu anlamda daha iyi değerlendirilebilecektir. Gelişmiş ülkelerde hayvancılığın tarım içerisindeki payı %70’lere kadar varmaktadır. Bizde ise bu rakam %10’ları geçmemektedir. Ne acıdır ki 2. dünya savaşı sonu dış yardımla desteklenen tarımda reorganizasyon çalışmaları, bu teşhis konulamadan başlatılmıştır. Böylece özellikle 1950-60 arası Türk tarım politikası bitkisel üretime ağırlık vermiş, bitkisel ürünlere taban fiyat ve destekleme sağlamış, kredi ve tohumluk temin edilmiş, en önemlisi de bu gün bir türlü kapatılamayan kaba yem açığına yol açan mera tahribatı yapılmıştır.
Hayvancılık sektörü, devlete yıllardır başlı başına bir sektör olarak değil, bir yan iş kolu olarak tanıtılmıştır. Bu yanlış, bir devlet politikası olmamasına karşın, yönetime egemen olan anlayış, devleti bu şekilde yönlendirmiştir. Hâlbuki gelişmeyen hayvancılık sektörü, diğer birçok sektörün gelişmemesine de neden olmuştur.
Türkiye, mevcut sosyo- ekonomik ve coğrafi yapısıyla her türlü hayvansal üretime uygun çok önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak, ülkenin sahip olduğu bu potansiyel yanlış planlama ve uygulamalar sonucu akılcı ve verimli bir biçimde kullanılamamaktadır.
Hayvancılık sektörünün gelişememesi ve dışa bağımlılıktan kurtulamaması beraberinde bu kaynaktan sağlanan gıdalarda hilelerin ve sahtekârlıkların artışını getirmektedir. İnsan sağlığı ciddi tehdit altında bulunmaktadır. Temel gıda maddeleri başta olmak üzere sofralara konan birçok gıdanın içine insan sağlığına da zarar verecek nitelikte maddeler katıldığı, yiyeceklerin kimyasal işleme tabi tutulduğu yetkili makamlar tarafından bile inkâr edilememektedir.
Ülkenin kırsal kalkınması ancak ulusal hayvancılık politikası oluşturulması ve uygulanması ile mümkündür. Güneydoğudaki terörü besleyen ve köyden kente göçü teşvik eden işsizlik sorunu da böylece ortadan kalkacaktır. Hayvancılık sektörü, kendi üretim yönü dışında birçok sektöre hammadde sağlayan sürükleyici ve istihdam yaratıcı bir sektördür. Merkezden güdümlü üretici birlikleri ve çok amaçlı kırsal kalkınma kooperatifleri yerine üretim alt sektörlerine (besi, tavukçuluk, süt vb) göre kurulmuş, üretimi endüstri ve pazarlama ile bütünleşmiş ihtisaslaşmış kooperatif modelleri ve tabandan gelişen demokratik üretici birliklerinin kurulması en başta gelen önceliklerdir.
Bilindiği gibi ülkemizde hayvancılığın gelişmesi için elverişli ve uygun toprak, iklim ve sosyal koşullar müsaittir. Ancak bunları kullanacak ve yönetecek zihniyetler eksiktir. Yetkililer bilgisiz, bilgililer yetkisiz olunca olacağı da budur. Her ülke sanayide gelişebilir, ama doğanın vergisi olan hayvancılıkta pek çok ülkenin ileri gitmesine olanak yoktur. Elbette biz de sanayileşmekle demokratik düzen içinde hızlı bir kalkınmaya kavuşacağız. Ama Türkiye’nin ümidi tarım ve bunun yanında da hayvancılıktadır. Eğer biz günde sadece bir inekten bir kilo daha fazla süt üretebilirsek yılda ulusal gelirimize ne kadar katkı konacağını varsın yetkililer hesaplasın. Hangi sanayi kolunu gösterebilirsiniz ki bu kadar geniş, bu kadar hızlı ve ekonomik olarak bir kalkınmayı ifade etsin.
Fakat ne acıdır ki 1980’den sonra iş başına gelen bütün hükümetler hayvan ıslahı ve onarımı için hayvan sayısındaki artış, hayvanın insan sağlığı ve beslenmesindeki yerini daima küçümseyerek hareket etmişlerdir. O nedenle ülkemizde daha önce hiç görülmeyen kuş gribi ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığıyla karşılaşmaya başladık. O nedenle Avrupa ülkelerinin hiç birinde görülmeyen kuduz hastalığından bir türlü kurtulamadık. Bu sebeplerden ötürü hayvancılığımız verimsiz, acıklı ve perişan hale gelmiştir. Hâlbuki sürekli değişen hükümetlerin ama değişmeyen bazı bürokratların (veya zihniyetlerin) görevi hayvancılığın gelişmesine engel olacak sıkıntıları yok etmeye çalışmak olmalıydı.
Bu bakımdan bugün ülkemizin kalkınmasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığına en ağır ödevler düşmektedir. Hayvancılık gibi ana konularımızın plan hedeflerine göre bilinçli ve bilgili bir tarzda halledilmesi en iyi dileğimizdir.

Sektörün ülke ekonomisine sağladığı yararlar yanında kamu kesiminden oldukça yüksek hizmet talebi de vardır. Bu hizmetleri iki ana başlıkta toplamak mümkündür. Birincisi, hayvancılık hizmetleri ile ilgili politika, plan, program ve proje çalışmalarıdır ki bunlara stratejik karar kademesi de diyebiliriz. DPT’nin araştırma ve koordinasyonu ile hükümetlerin çalışma programları istikametinde hazırlanan tasarılar üst karar kademesinde kesinleştirilmek suretiyle hayvancılık sektörünün politikası çizilir, ilkeleri tespit edilir, beş yıllık kalkınma programları hazırlanır ve buna uygun projeler kabul edilir. Bu şekilde hayvancılık kesimine götürülecek hizmetlerin ana çerçevesi çizilir. İkincisi ise üreticiye götürülen hayvancılık hizmetleridir. Aslında birbirlerinin devamı gibi olan bu hizmetler gerek özellikleri ve gerekse çalışma yeri ve eleman nitelikleri bakımından büyük farklılıklar göstermektedirler. Üreticiye götürülen hayvancılık hizmetleri, stratejik karar kademesinde belirtilen plan, program ve projeler doğrultusunda üretimi arttırmaya yönelik olarak icra birimlerince üreticiye götürülen hizmetlerdir. Burada hayvan ıslahı ve üretimi, hayvan yemi üretim ve kontrolü, hayvan hastalıkları ile savaş ve kontrolü, hayvan ve hayvansal ürünlerin pazarlama ve değerlendirilmesi gibi çok çeşitli alt başlıklar sıralamak mümkündür. Hayvancılık kesimine yönelik bu hizmetler, ekonomik bir faaliyet alanının hizmet talebinin karşılanmasıdır. Bu faaliyetin hızlandırılması, hizmet talebinin de genişletilmesini ve etkinliğinin artırılmasını beraberinde getirecektir. Doğanın kuralı budur.
Öncelikle üretimin ve tüketimin karşılaştırılması yapılmalıdır ki görünen köy kılavuz istemez. Üretim, tüketimi karşılamamaktadır. Dolayısıyla hayvansal üretimin arttırılması bir zorunluluktur. Hayvan varlığımızın sayısal durumu bir çok ülke ile karşılaştırıldığında çok ileri düzeydedir. Bu durum, birim başına verim düşük de olsa elde bir potansiyelin olduğunu göstermektedir. 1982 yılına kadar canlı hayvan ve hayvansal ürünlerde dışsatımcı bir ülke olduğumuz da göz önüne alındığında hayvancılıktaki bu potansiyeli harekete geçirmemiz en ekonomik yoldur. Ancak, hayvancılıkta birim başına verimin arttırılması çok uzun süreli ve yoğun çalışmalar sonucu elde edilebilir. Hizmette verimliliğin ve etkinliğin arttırılması uzun süreli ve istikrarlı programlarla sağlanabilir. Bizdeki gibi her yıl değişen uygulamalarla değil. Üretimin artışı doğaldır ki beraberinde dış satımı da getirecektir. Bunun yanı sıra hayvancılığın bizzat kendisi ve ürünlerinin işlendiği gıda ve diğer sanayi kolları çoğunlukla yoğun emeğe dayalı sistemler üzerine kurulmuştur. Bu bakımdan yatırılan paraya karşı açtığı iş sahası diğer sanayi kollarından çok daha fazladır. Bugünkü ekonomik şartlarda iş sahası açmak için hayvancılık hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması talebi küçümsenmeyecek bir nedendir.
Hayvancılığa yönelik hizmetlerin etkinliğinin arttırılmasını tek bir formülle sağlamak elbette mümkün değildir. Çünkü götürülen hizmet insan gücü, kaynak, alt yapı, politika ve ilkeler, plan ve projeler, teknoloji, organizasyon vb pek çok faktörün bileşiminden ortaya çıkan bir üründür ve kendini oluşturan faktörlerden olumlu ya da olumsuz etkileneceği de açıktır.
Bütün bu görüşlerin ışığı altında hayvancılığın bitkisel üretimden farklı kendi başına bir özelliği olduğu da düşünülerek ayrı bir Genel Müdürlük veya Müsteşarlık biçimi altında düşünülmesi yarar sağlar. Dolayısıyla yapılacak reorganizasyonda bitkisel üretim, bitki hastalık ve kontrolü Ziraat İşleri Genel Müdürlüğüne, hayvansal üretim, hastalık ve kontrolü ile gıda kontrol ve denetimi Veteriner Hizmetleri ve Gıda Genel Müdürlüğüne bağlanmalıdır. Çünkü hayvancılığın içinde bulunduğu durum ve stratejik yapısı gereği hem üretim hem de hastalıklarla savaş birimlerinin aynı çatı altında olması, hizmetlerin etkinliğini arttırmaya yönelik uygun bir yaklaşım tarzı olacaktır. Buna ilişkin veteriner kontrol ve araştırma enstitülerinin de teknik farklılıkları olması nedeniyle bu birime bağlanması gereklidir. Aksi taktirde 1980’lerden itibaren hayvancılığa yönelik yapılan bütün olumsuzluklar, son bir darbe ile bu sektörün tamamen yok olmasına yol açabilir.
Sonuç olarak hazırlanan yasa tasarısının geri çekilmesi ve tük sektör bileşenlerinin katılımıyla yeni bir yasa tasarısının hazırlanmasını istiyoruz.

ANKARA BÖLGESİ VETERİNER HEKİMLERİ ODASI
YÖNETİM KURULU


Yazılı metni bilgisayarınıza indirmek için tıklayın

Son Güncelleme ( Cumartesi, 23 Ocak 2010 22:07 )

Güncel


******************

Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası 56 yıldır siz meslektaşlarımız için çalışıyor...

******************

Sponsorlar

Sponsor olmak için bizimle lütfen iletişim kurun.