ETKİSİZ ve YETKİSİZ KILINMAK İSTENEN MESLEK BİRLİKLERİMİZ…

ETKİSİZ ve YETKİSİZ KILINMAK İSTENEN MESLEK BİRLİKLERİMİZ…

Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası’nın, “meslek birliklerinin isminin önündeki Türk ve Türkiye sözcüklerinin kaldırılması ve örgütlerin oluşum yapısının değiştirilmesi” için sürdürülmekte olan çalışmalara yönelik açıklamasıdır:
Yurdumuzun binlerce gerçek sorunla meşgul olarak girdiği 2018 yılının ilk çeyreğinde, yıllardır çeşitli vesilelerle ortaya atılan “tanıdık” bir konu bir kez daha gündemde kendine hatırı sayılır bir yer edinmeyi başardı. Konumuz, meslek birliklerinin mevcut statüsünün nasıl manipule edilebileceği sorunsalı!
Konu tanıdık olsa da, kamuoyuna sunum şekli farklı oldu bu kez; meslek birliklerimizin adının önünde yer alan “Türk” ve “Türkiye” sözcükleri sorgulandı. Temellerini Türkiye Cumhuriyeti’nden, gücünü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan alan köklü meslek örgütleri, “yanlış” yaptıkları öne sürülerek “gayrımilli” olmakla itham edildi!

 

Meslek Birliklerimiz Türk’tür!

Meslek örgütlerini temel dayanaklarından yoksun bırakarak işlevsizleştirmeyi hedefleyen söylem ve çalışmalar, son yıllarda artmaya başlamıştı.
Bu konuda çeşitli STK’lara hazırlatılan raporlarda özetle; bir mesleğin mensuplarının tek bir meslek örgütü çatısı altında toplanmasının olumsuz yönleri olduğunu öne sürülüyor ve meslek örgütlerinin farklı ideolojiye sahip üyelerinin mesleğini icra etmesini kısıtladığı iddia ediliyordu. Bu girişimlerde temel hedef, tıpkı sendika ve dernekler gibi meslek örgütlerinin de birden fazla sayıda olması, mevcut demokratik yapılarının ortadan kaldırılması ve bir mesleğin mensuplarının istediği odaya kaydolması idi.
Şubat 2018’in başından beri tekrar tetiklenen söylem silsilesine bakıldığında, meslek örgütlerini pasifize etme hedefini sürdürdüğü aşikar olan somutlaştırılamamış argümanlarla, aynı sürecin yürütülmeye çalışıldığı açıkça anlaşılıyor. Türk Tabipleri Birliği’nin bir açıklaması işaret edilerek, adının başında yer alan “Türk” ifadesinin kaldırılması gerektiğinin, bunun zaten Bakanlar Kurulu kararıyla verildiğinin vurgulandığı söylemlerde, bu kuruluşun yanı sıra adı geçen Türkiye Barolar Birliği nezdinde tüm meslek birlik ve odalarının muhatap alındığı kuşkusuz. Nitekim, bu minvaldeki ilk açıklama sonrasında yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık kaynaklı açıklamalarda, yapılacak değişiklikle mesleki faaliyet için üye kaydı zorunluluğunun olmadığı ve her meslek için birden fazla örgütün olabildiği bir sistem getirilmek istendiği de kamuoyuna duyuruldu.
Bu noktada öncelikle, meslek odalarının yapısının, Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenmediğinin bilinmesi gerekmektedir. Bu kurumların isimleri de dahil olmak üzere tüm organları, görevleri ve çalışma şekilleri Anayasa’ya göre her kurum için ayrı ayrı kanunlarca belirlenmiştir.

Meslek Birliklerimiz“Millî”dir!

Mesleklerin çatı örgütleri olan birlik ve odalar, Anayasa’nın 135. maddesini dayanak alan Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarıdır. Bu maddede belirtildiği üzere meslek kuruluşları, “belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişilikleridir.
Meslek birlikleri ilk olarak 1961 Anayasasında düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle, toplum için temel ihtiyaçların karşılanmasında önemli rol oynayan tabiplik, avukatlık, eczacılık, veteriner hekimlik, mimar ve mühendislik gibi kamusal niteliği olan hizmetlerin hem belirli bir düzen içerisinde yürütülerek toplumsal faydadan uzaklaşılmaması, hem de demokratik esaslara göre seçilmiş yöneticilerinin yasal korunmaya alınması amaçlanmıştır. Ancak 1982 Anayasası bu kurumlar için ciddi bir siyasi yasaklar listesi belirleyerek seçilmiş yöneticilerin güvencelerini kısıtlamış, bu kurumlar için görev ve amaç kısıtlaması getirmiştir. Her ne kadar 1995 yılında bu konuda yapılan Anayasa değişikliği ile bu meslek birlikleriyle ilgili bir kısım kısıtlamalar kaldırılmışsa da meslek birlikleri 1961 Anayasa’sında belirlenen daha özgürlükçü yapıdan hala uzaktır.
Dünyadaki iki egemen sistem olan Fransız sistemi ile Anglo-Amerikan/Common Law sistemlerinin ulusal sistemimizle birlikte değerlendirilmesi sonucu bazı çıkarsamalara ulaşmak mümkündür. Bu bağlamda meslek kuruluşlarının deontoloji konuları başta olmak üzere meslek uygulamalarının düzenlenmesinde ve benzeri kamusal görevlerin yürütülmesinde kapsayıcılığının ve bağlayıcılığının korunması, hatta genişletilmesi amacıyla zorunlu üyelik sistemi benimsenmiştir.[1]
Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarının Ortak özellikleri:
– Anayasallık,
– Kamu kurumu niteliğinde olma,
– Yasayla kurulma,
– Organlarını kendi üyeleri arasından seçme,
– Zorunlu üyelik esasına dayanma,
– Özerk olma,
– Özerk bütçeli olma,
– Meslek deontolojisini ve disiplinini belirleme konusunda tekel yetkisi,
– Meslek mensuplarının örgütlenmesinde tekel yetkisi
şeklinde sayılabilir.
Tekçi ve zorunlu örgütlenmenin, yetki ve görevlerin tek bir hukuksal kişiliğe verilmesinin gerekçesi mesleğin temel değerlerinin daha iyi korunacağı düşüncesidir.[2]

Meslek Birliklerimiz “Bir”dir…

Meslek Birliği -adı üstünde- tüm meslek mensuplarından müteşekkil ve “BİR” olur. Kamusallığı ise tekel örgüt olmasından gelir. Aynı alanda faaliyet gösteren birden fazla sayıda meslek kuruluşu olursa ve bunlar kamusallığı olmayan dernekler statüsüne indirgenirse meslek deontolojisini, meslek disiplinini, meslek kurallarını kimin düzenleyeceği belirsiz hale gelecektir. Bu durumda meslek kural ihlallerine yaptırım uygulanması da olanaksız hale gelecektir.
Çok sayıda meslek kuruluşu, kamusal yetkinin, kamusal denetimin, kamusal disiplinin yok olması demektir. Çok sayıda cumhurbaşkanı fikri nasıl kamusallıkla bağdaşmaz ise, çok sayıda meslek kuruluşu da aynı oranda bağdaşmaz. Kamusallığın yok olması ise, önce meslek nosyonunun kendisinin, hemen akabinde ise bu mesleklerin icrasından doğrudan doğruya toplumun olumsuz etkilenmesi demektir.

Meslek Birliklerimiz “Doğru”dur!

Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının düzenlediği ve denetlediği mesleklerin varlık nedeni, basitçe ticari bir faaliyet değildir. Örneğin avukatlık, tabiplik, veteriner hekimlik, mimarlık ve mühendislik gibi meslekler serbest meslek yönü bulunmakla birlikte, kamu hizmeti niteliğinde ya da kamu hizmeti olmaya yatkın faaliyetlere karşılık gelir. Bununla birlikte, örneğin avukatlar adalet kamu hizmetinin, hekimler sağlık kamu hizmetinin yürütülmesine katılırlar. Yürütülen hizmetlerde kamu yararı esastır. Öte yandan, piyasa koşullarında girişim özgürlüğü söz konusudur. Oysa saydığımız meslekler, yalnızca sermaye konularak ve işyeri açma ruhsatı alınarak yürütülemez; mesleğin gerektirdiği formasyonun yeterliğini belgeleyen belirli türde diplomaya sahip olmayı ve mesleğin deontoloji kurallarına uygun yürütülmesini gerektirir. Kısaca, ancak mesleğin gerektirdiği teknik donanıma ve etiğine sahip olanlar bu alana girebilir ve var olabilir. Bu nedenlerle, akademik yönü bulunan meslekler piyasadan ve ortak hukuktan ayrı düzenleme biçimlerine tâbi tutulmuştur.
Anayasa’da düzenlenen kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşunun kamusallık unsurlarını ortadan kaldıracak değişiklikler Anayasaya aykırı olacaktır. Anayasal düzenlemeyi KHK ile değiştirmek ise Hukuk Devletinde söz konusu dahi olamamalıdır.
Saygılarımızla…
Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası – AVHO

Ankara Tabip Odası, Ankara Dişhekimleri Odası ve Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası – AVHO tarafından hazırlatılan “Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları Raporu” için lütfen tıklayınız.

Kaynakça
[1] Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları Raporu, Prof. Dr. Metin GÜNDAY, Orhan TEKİNSOY, Av. Dr. Mustafa Bayram MISIR, Av. Yunus Baki ÇAMURDAN, Şubat 2013, s.21
[2] Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarını Doğuran İşlev-Av.Nurten Çağlar Yakış ve Araştırma Görevlisi Dr. Nazile İrem Yeşilyurt tarafından TSBD’nin 14. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nde sunulan bildiriden alıntılanmıştır.

Yazımızı Facebook üzerinde okumak için tıklayın.

Yazımızı Instagram üzerinde okumak için tıklayın.